Bir ağacın kuruması da, bir evliliğin yıpranması da, bir dostluğun sona ermesi de bir günde olmaz.
Hiçbir şey bir anda bitmez.
Önce küçük ihmaller başlar. "Bugün olmaz." denir. "Yarın konuşuruz." diye ertelenir. Bir teşekkür söylenmez, bir özür gecikir, bir sohbet yarıda kalır. Her şey önemsiz gibi görünür. Çünkü insan, büyük kayıpların küçük ayrıntılarla başladığına inanmak istemez.
Oysa hayat tam da böyle ilerler.
İlişkiler yüksek sesli fırtınalarla değil, uzun süren sessizliklerle yorulur. Bir ev, önce sevgisini değil, sohbetini kaybeder. Sonra kahkahasını… Ardından merakını… Aynı çatı altında yaşayan insanlar, birbirlerinin hayatına misafir olmaya başlar.
Çocuklar bunu herkesten önce hisseder.
Anne babalarının ne kadar başarılı olduğunu değil, kendilerine ne kadar zaman ayırdığını hatırlarlar. En pahalı oyuncakların markasını unuturlar ama birlikte oynanmayan oyunları unutmazlar. Çünkü çocukluk, hediyelerden çok duygularla büyür.
Evliliklerde de benzer bir hikâye vardır. İnsanlar çoğu zaman sevgilerinin bittiğini düşünür. Oysa sevgi çoğu zaman bitmez; ilgisizlik büyür. Birlikte içilmeyen çaylar, konuşulmayan akşamlar, ertelenen küçük mutluluklar, zamanla iki insanın aynı evde birbirine yabancılaşmasına neden olur.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, her şey için yeterince zamanımız olduğunu sanmaktır. Oysa zamanın nasıl geçtiğini saatler değil, kaçırılan anlar anlatır. Bir gün aramayı düşündüğümüz dostun telefonunu artık açamayabiliriz. "Haftaya gideriz." dediğimiz ziyaret, hiç gerçekleşmeyebilir. Söylemeyi ertelediğimiz sevgi sözcükleri, içimizde kalan sessiz cümlelere dönüşebilir.
Aile danışmanlığı sürecinde en çok karşılaştığım pişmanlıklardan biri şudur: "Keşke bunu daha önce fark etseydik."
Bu cümle, aslında bütün ilişkilerin ortak gerçeğini anlatır. Çünkü insanlar çoğu zaman kaybettikten sonra değil, ihmal ettikten sonra pişman olur.
Hayat kusursuz olmayı beklemiyor. Mükemmel anne, mükemmel baba, mükemmel eş olmamızı da istemiyor. Sadece sevdiklerimizin hayatında gerçekten yer almamızı istiyor. Bazen içten bir gülümseme, dikkatle dinlenen birkaç cümle ya da beklenmedik bir sarılma, yıllarca unutulmayacak izler bırakabiliyor.
Belki de mesele daha fazla zamana sahip olmak değil, elimizdeki zamanı daha fazla hayata dönüştürebilmektir.
Çünkü hiçbir şey bir anda bitmiyor.
Ama hiçbir şey de kendiliğinden düzelmiyor.
Bugün söylenen bir güzel söz, yarının pişmanlığını engelleyebilir. Bugün uzatılan bir el, yarın kapanacak bir mesafeyi ortadan kaldırabilir. Bugün ayrılan birkaç dakika ise yıllar sonra hatırlanacak en kıymetli anıya dönüşebilir.
Belki de hayatın bize her sabah söylediği tek cümle şudur:
Sevgi bekleyebilir sanma. İlgi ertelenebilir sanma. İnsanlar hep yanında kalacak sanma. Çünkü hiçbir şey bir anda bitmez; ama çoğu şey, fark edilmeden yavaş yavaş eksilir.