Bazı ilişkiler vardır; bittiği anı kimse hatırlamaz. Ne yüksek sesli bir tartışma, ne de kesin bir vedayla son bulur. Sadece bir gün, konuşmaların arası açılır, cümleler kısalır, ilgi yavaşça çekilir ve geriye adı konmamış bir boşluk kalır. İşte bugünün en yaygın ayrılık biçimi tam olarak budur: sessizce eksilerek bitmek.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak dinlediğim hikâyelerde, insanların artık ayrılmaktan değil, ayrılığı ifade etmekten kaçındığını görüyorum. Çünkü açık bir vedanın getireceği duygusal yük, çoğu kişi için ağır geliyor. O yükü taşımak yerine geri çekilmek, yok saymak ya da zamana bırakmak tercih ediliyor. Oysa zamana bırakılan hiçbir duygu gerçekten kaybolmaz; sadece şekil değiştirir.
İlişkilerde en zorlayıcı olan şey çoğu zaman son değildir; o sona nasıl gelindiğidir. Netlik, insanı yaralasa da iyileştirir. Belirsizlik ise görünmez bir yara gibi kalır. Çünkü zihnimiz tamamlanmamış olanı sürekli tamamlamaya çalışır. Cevapsız kalan sorular, içten içe büyür. “Nerede yanlış yaptım?” düşüncesi, çoğu zaman gerçeği yansıtmasa da kişinin kendine olan güvenini zedelemeye başlar.
Bugünün iletişim biçimi, insanlara görünmeden uzaklaşma imkânı tanıyor. Bir mesajı görüp cevap vermemek, iletişimi yavaşça kesmek ya da tamamen ortadan kaybolmak artık sıradan davranışlar hâline geldi. Ancak bu davranışlar, karşı tarafta derin bir değersizlik hissi yaratabiliyor. Çünkü ortada bir açıklama yoktur; yalnızca eksilen bir ilgi ve ardından gelen sessizlik vardır.
Oysa bir ilişkiyi bitirmek de bir beceridir. Tıpkı sağlıklı iletişim kurmak gibi, sağlıklı bir ayrılık da öğrenilebilir. Duyguları inkâr etmeden, karşı tarafı yok saymadan, açık ve net bir şekilde süreci sonlandırabilmek… Bu, yalnızca karşı taraf için değil; kişinin kendi ruhsal bütünlüğü için de gereklidir. Çünkü ifade edilmeyen her duygu, içeride birikmeye devam eder.
Bir başka dikkat çeken değişim ise sabrın giderek azalması. İnsanlar artık ilişkilerde karşılaştıkları ilk zorlukta çözüm aramak yerine uzaklaşmayı seçiyor. Bunun temelinde ise sürekli bir “daha iyisi olabilir” düşüncesi yatıyor. Bu düşünce, bağlılık duygusunu zayıflatıyor ve ilişkileri yüzeysel hâle getiriyor. Oysa gerçek bağ, kusurların varlığına rağmen kalabilmekle kurulur.
Geçmişte insanlar ilişkilerini yalnızca yaşamakla kalmaz, aynı zamanda tamamlamaya çalışırdı. Şimdi ise birçok ilişki yarım bırakılıyor. Yarım kalan her hikâye, bir sonraki ilişkinin içine taşınıyor. Güvensizlik, kaygı ve mesafe olarak geri dönüyor.
Bu yüzden belki de yeniden hatırlanması gereken şey çok açık:
Bir ilişkiyi başlatmak kadar, bitirmek de sorumluluk ister.
Ve bazen en büyük kırgınlık, söylenen sözlerden değil;
hiç söylenmeyenlerden doğar.
Susarak Bitirmek
YORUMLAR