Her insanın içinde, kendine bile itiraf edemediği, evini sürekli karıştıran, eşyaların yerini değiştiren ve gece yarısı ansızın gürültü çıkaran bir "kiracı" var. Bu kiracı bazen pişmanlıklar, bazen dile getirilmemiş öfkeler, bazen de gerçekleşmemiş hayallerden besleniyor. Biz dışarıya karşı "her şey yolunda" pozu verirken, o içimizdeki kiracı evin duvarlarını tırmalıyor.

Modern hayat bizi, içimizdeki o kiracıyla yüzleşmememiz için sürekli bir oyalama taktiğiyle yaşıyor. Müzikler, ışıklar, ekranlar, bitmek bilmeyen işler, sosyal sorumluluk projeleri, "mış gibi" yapmalar... Hepsi, o içteki huzursuz sesi bastırmak için kurulan devasa bir ses yalıtımı sistemi gibi. Oysa bir insan, en çok kendi sessizliğinde, o kiracıyla baş başa kaldığında gerçektir.

Neden bu kadar çok "gürültü" üretiyoruz? Çünkü sessizlik korkutucu. Sessizlik başladığı an, içimizdeki o kiracı fısıldamaya başlar: "Neden mutsuzsun? Neden bu kadar çok maske takıyorsun? Kimi kandırıyorsun?"
Biz de bu fısıltıları duymamak için sürekli bir yerlere yetişmeye, bir şeyler başarmaya, başkalarının hayatlarında "iz bırakmaya" çalışıyoruz. Başkalarının hayatında iz bırakma telaşımız, aslında kendi evimizdeki o huzursuz kiracının gürültüsünü susturma çabasından başka bir şey değil. Kendi içimizdeki evi düzenleyemediğimiz için, başkalarının evine davetsiz misafir gibi girip orada düzen kurmaya çalışıyoruz.

İşte bugünkü toplumsal yozlaşmanın kökeni bu: Kendi içindeki huzursuzlukla barışamamış, kendi kiracısını dışarı atamamış insanların, dışarıda kurduğu sahte dünyalar.

Şu an bir durun ve derin bir nefes alın. Evin içinde o ses hâlâ var mı? O tırmalama sesi, o rahatsız edici fısıltı? Sakın onu susturmaya çalışmayın. Bu pazar, o kiracıya "Gel, otur, anlat bakalım derdin ne?" deyin. Belki de o kiracı düşmanınız değil, sizin uzun süredir ihmal ettiğiniz, duymadığınız, görmezden geldiğiniz o "sahici benliğinizdir."
Bizler, içimizdeki o sesi susturdukça daha da yabancılaşıyoruz.

Kendimize, birbirimize ve hayata. Bir evi yaşanır kılan, dışarıdan nasıl göründüğü değil, içerideki o huzurdur. Eğer kendi içinizdeki kiracıyla arkadaş olmayı başarırsanız, o zaman dışarıya taktığınız o ağır, yorucu maskelere de ihtiyacınız kalmayacak.

Pazar günü, o kiracıyla barışma günüdür. Belki de dışarıda "başarılı" veya "kusursuz" olmak için harcadığınız tüm o enerjiyi, içerideki evi biraz olsun düzene koymak için kullanmalısınız. İnanın, o vakit gürültü kendiliğinden dinecek ve evin içinde gerçek bir huzur başlayacaktır.
Çünkü insan; kendi içindekiyle yüzleştiği kadar özgür, o kiracıyı misafir edebildiği kadar ev sahibidir.