Çocuk yetiştirirken en zor sınavlardan biri, çocuğumuzun karşımıza geçtiği anlarda ebeveyn olarak durduğumuz yeri koruyabilmektir.

Çünkü çocuk büyüdükçe kendi fikirleri, istekleri ve itirazları güçlenir. Bazen bir kararımıza karşı çıkar, bazen sesini yükseltir, bazen istediği olmayınca öfkelenir. İşte tam o anda birçok anne baba ne yapacağını bilemez hale gelir. Çocuğunu üzmek istemez, onunla çatışmaktan kaçınır ve çoğu zaman tartışmanın büyümemesi için geri adım atar. Fakat çocukla iyi geçinmek uğruna ebeveynlik sorumluluğunu geri plana atmak, zaman içinde aile içindeki dengeleri değiştirebilir.
Çocuğun karşımıza geçmesi, bizim onun karşısında olmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Ebeveynlik bir güç mücadelesi değildir. Ama çocukla aynı tarafta olmak, her konuda onun istediğini yapmak da değildir. Çocuğun yanında olmak ile çocuğun her isteğinin yanında olmak arasında önemli bir fark vardır. Çocuk bazen bir şey isteyecek, ebeveyn bunun doğru olmadığını düşünecek ve “hayır” diyecek. Bu noktada ortaya çıkan anlaşmazlık, aile ilişkisinin bozulduğu anlamına gelmez. Tam tersine, çocuğun farklı bir düşünceyle karşılaşmayı ve bu farklılıkla baş etmeyi öğrenmesinin bir parçasıdır.
Bugün bazı anne babalar çocuklarının tepkisinden fazlasıyla çekiniyor. “Kızarsa ne yapacağım?”, “Benimle konuşmazsa?”, “Beni kötü bir anne ya da baba olarak görürse?” gibi düşünceler ebeveynin kararlarını etkileyebiliyor. Çocuğun bir anlık öfkesi, anne babanın uzun vadeli kararlarından daha önemli hale gelebiliyor. Böyle durumlarda ebeveyn farkında olmadan çocuğun duygusunu yönetmeye çalışırken kendi görevini de unutabiliyor.
Oysa çocukların anne babalarına kızması dünyanın sonu değildir. Çocuk da bir bireydir ve duyguları vardır. İstediği olmadığında öfkelenebilir, hayal kırıklığı yaşayabilir, itiraz edebilir. Bütün bunlar onun duygularıdır. Ebeveynin görevi bu duyguları yok etmek değil, çocuğun bu duyguları sağlıklı biçimde yaşamasına yardımcı olmaktır. Çocuk ağladığında hemen karar değiştirmek yerine yanında durabilmek, “Üzüldüğünü biliyorum ama kararımız bu” diyebilmek de bir ebeveynlik biçimidir.
Çünkü çocuk hayat boyunca istediği her şeyi elde edemeyecek. Bir arkadaşından beklediği karşılığı alamayacak, bir sınavdan istediği sonucu çıkaramayacak, bir başvurusu kabul edilmeyecek, bir planı bozulacak. Hayatın bütün hayal kırıklıklarını anne babanın ortadan kaldırması mümkün değil. O halde çocuğa verilebilecek en değerli şeylerden biri, hayal kırıklığı yaşadığında da ayakta kalabilme becerisidir.
Bunun için sınır gerekiyor. Sınır koymak ise çocuğu baskı altına almak değildir. Sağlıklı sınır, çocuğa “Sen değersizsin” demez; “Bu davranışın bir sonucu var” der. Çocuğun kişiliğine saldırmadan davranışını değerlendirmeyi, onu küçümsemeden kararın nedenini anlatmayı ve gerektiğinde kararın arkasında durmayı gerektirir.
Burada ebeveynin tutarlılığı da önem kazanıyor. Bir gün kesinlikle izin verilmeyen bir şeye, ertesi gün yalnızca çocuk çok ısrar ettiği için izin veriliyorsa, çocuk sınırın kendisini değil sınırı aşmanın yöntemini öğrenebilir. “Ne kadar ısrar edersem karar değişir?” düşüncesi böyle gelişir. Bu nedenle her konuda katı olmak gerekmiyor; ancak verilen kararların sürekli olarak çocuğun tepkisine göre değişmemesi gerekiyor.
Bazı anne babalar ise çocuklarıyla arkadaş gibi olmayı ebeveynliğin en önemli göstergesi olarak görüyor. Çocukla konuşmak, gülmek, sır paylaşmak, birlikte vakit geçirmek elbette çok değerli. Fakat ebeveynlik ile arkadaşlık aynı şey değil. Çocuğun anne babasıyla yakın bir ilişkisi olabilir ama yine de karşısında gerektiğinde yol gösterecek, sınır koyacak ve sorumluluk alacak bir yetişkine ihtiyacı vardır.
Çocukların aile içinde söz sahibi olması ile ailenin bütün kararlarının çocuk tarafından belirlenmesi arasında da büyük bir fark var. Çocuğun fikrini sormak değerlidir. Fakat her kararın çocuğa bırakılması, çocuğa özgürlük vermekten çok yaşından büyük bir sorumluluk yükleyebilir. Bazı kararları yetişkinlerin vermesi gerekir. Çünkü çocuk olmak, bütün sonuçları öngörebilecek deneyime sahip olmak anlamına gelmez.
Belki de anne babaların en çok unuttuğu şeylerden biri şu: Çocuğumuzun bize kızması, bizi sevmediği anlamına gelmez. Bizim de çocuğumuzun her davranışını beğenmememiz, onu sevmediğimiz anlamına gelmez. Sevgi ile her davranışı onaylamak aynı şey değildir. Bir çocuğa “Seni seviyorum ama buna izin vermiyorum” diyebilmek, aslında oldukça güçlü bir mesajdır.
Ebeveynlik bazen çocuğun karşısında durmayı değil, çocuğun karşısında kendi yerini kaybetmemeyi gerektirir. Bağırmadan, korkutmadan, küçümsemeden ve tehdit etmeden de kararlı olunabilir. Çocuğu dinlemek ama karar verebilmek, onun duygusunu anlamak ama o duyguya göre her şeyi değiştirmemek mümkündür.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı her zaman kendilerine “evet” diyen anne babalar değildir. Bazen ihtiyaçları olan şey, kendilerini anlayan ama gerektiğinde “hayır” diyebilen bir yetişkindir.
Ebeveyn olmak, çocuğun karşısında dur