Bir çocuğun sabah okula değil de işe gitmesi, istatistik değil bir kırılma noktasıdır.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaş aralığında yüz binlerce çocuk çalışıyor. Bu tabloya sadece “çalışan çocuklar” demek hafif kalıyor; çünkü önemli bir kısmı eğitimden kopmuş durumda. Geriye kalanlar ise okul ile iş arasında sıkışmış bir hayat yaşıyor.
Dünya ölçeğinde rakam daha da sert. ILO verilerine göre 160 milyondan fazla çocuk çalışıyor. Bunların büyük bölümü ya ağır işlerde ya da sağlıksız koşullarda. Bu, artık bireysel bir sorun değil; küresel bir normalleşme tehlikesi.
Hukuk tarafı aslında net: çocukluk dönemi çalışma değil, eğitim ve gelişim dönemidir. Zorunlu eğitim çağındaki çocukların çalıştırılması sınırlandırılmıştır, ağır işlerde çalışması ise yasaktır. Ama kâğıt üzerindeki netlik, sahadaki karanlığı her zaman aydınlatmıyor.
Sahada görülen şey daha sert: çocuk emeği çoğu yerde “yardım ediyor” cümlesiyle örtülüyor. Oysa bir çocuk yardım etmiyor; yük taşıyor.
Bu yük sadece fiziksel değil. Erken sorumluluk, oyun zamanının kaybı, sosyal gelişimin kesilmesi… Bunların hepsi bir çocuğun ileride nasıl bir yetişkin olacağını belirliyor.
UNICEF verileri çok net bir çizgi çekiyor: Çalışan çocukların eğitimden kopma riski arttıkça, yoksulluk döngüsü kırılmak yerine güçleniyor.
Sahada bunun karşılığı şu:
Erken yaşta çalışmaya başlayan bireylerde güven duygusu daha zayıf, kaygı daha yüksek ve ilişki kurma becerileri daha kırılgan olabiliyor. Çünkü çocukluk dönemi eksik kaldığında, yetişkinlik bunu telafi etmiyor.
Burada mesele kimseyi suçlamak değil. Ama şunu sormak gerekiyor:
Bir çocuk çalışıyorsa, gerçekten “hayat öğreniyor” mu, yoksa çocukluğunu mu kaybediyor?
Çocuk işçiliği bir neden değil, sonuçtur. Yoksulluk, eşitsizlik ve koruma eksikliği bu sonucu üretir.
Ama en tehlikelisi şudur:
Bu sonuç normalleştiğinde artık kimse sormamaya başlar.
Ve asıl kırılma tam da orada başlar.
Çocukluğun Bedeli Olmaz
YORUMLAR