Bir insan giderken arkasından el sallamak kolaydır. Zor olan, o gidişin hayatımızda bıraktığı boşluğu kabul etmektir. Çünkü bazı insanlar giderken gerçekten uğurlanır, bazıları ise hayatımızdan sessizce çıkar. Kimi için bir kapı kapanır, kimi için bir yolculuk başlar, kimi içinse bir ilişki sona erer.
Peki giden herkes gerçekten uğurlanır mı?
Uğurlamak, yalnızca birinin gitmesine izin vermek değildir. İçimizde onun için bir yer açmak, yaşananları kabul etmek ve yolunun artık bizim yolumuzdan ayrıldığını anlayabilmektir.
Bazen bir evladımızı uğurlarız. Büyümüştür, kendi hayatını kuracaktır. Anne babanın içi gitmesine razı olmaz ama bilir ki çocuk büyüdükçe kendi yoluna yürüyecektir. O el sallayışın içinde hem gurur hem özlem hem de biraz korku vardır.
Bazen bir dostumuzu uğurlarız. Bir başka şehre gider, başka bir hayat kurar. Araya mesafeler girer ama güzel anılar kalır. Uğurlarken “Kendine iyi bak” deriz. Aslında söylemek istediğimiz daha fazlasıdır: “Nereye gidersen git, hayatımda bıraktığın yeri unutma.”
Bazen de bir ilişkiyi uğurlarız.
İşte en zor olan budur.
Çünkü bir ilişki sona erdiğinde yalnızca bir insan gitmez. Birlikte geçirilen zaman, ortak planlar, alışkanlıklar ve geleceğe dair hayaller de geride kalır. İnsan, sadece karşısındaki kişiye değil, birlikte kurduğu hayata da veda etmek zorunda kalır.
Bu nedenle bazı insanlar gittikten sonra bile uzun süre uğurlanamaz.
Zihnimizde hâlâ konuşuruz onlarla.
Söylenmemiş cümleleri tamamlarız.
Keşke'lerin içinde dolaşırız.
Bazen de yıllar sonra bir şarkı, bir koku ya da sıradan bir sokak, bizi o vedanın olduğu güne geri götürür.
Demek ki uğurlamak, fiziksel bir hareketten çok daha fazlasıdır.
İnsan bazen birini kapının önünde uğurlar ama kalbinin içinde yıllarca bekletir.
Bazen de hiçbir tören olmadan, hiçbir el sallayış yaşanmadan bir insanı gerçekten uğurlar. Çünkü kabullenmiştir. Artık dönmesini beklemiyordur. Geçmişi değiştirmeye çalışmıyordur. Yaşananları olduğu gibi kabul edip yoluna devam edebiliyordur.
Belki de gerçek uğurlama tam olarak budur.
Unutmak değil.
Kızgınlığın bitmesi…
Beklentinin sona ermesi…
Ve insanın kendi hayatına yeniden dönebilmesi…
Her gidenin arkasından kötü konuşmak zorunda değiliz. Her vedayı bir hesaplaşmaya dönüştürmek de gerekmiyor. Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama onlarla yaşadığımız güzel şeyler, kötü biten bir hikâye yüzünden değersiz hâle gelmez.
Bir insanı güzel uğurlamak, geçmişi aklamak değildir.
Sadece kendimizi geçmişin yükünden kurtarmaktır.
Çünkü hayat, sürekli arkasına bakanlarla ilerlemiyor.
Bir gün herkes birilerini uğurlayacak.
Kimi sevdiğini…
Kimi çocuğunu…
Kimi dostunu…
Kimi geçmişini…
Ve belki bir gün kendisi de uğurlanacak.
Bu yüzden önemli olan sadece insanların hayatımıza nasıl girdiği değil, hayatımızdan nasıl çıktıklarıdır.
Bazı insanlar giderken arkasında kırgınlık bırakır.
Bazıları bir hatıra.
Bazıları bir ders.
Bazıları ise yıllar geçse de unutulmayan güzel bir iz.
İşte insanın gerçek zenginliği biraz da budur.
Hayatından geçen insanların sayısı değil, onları nasıl hatırladığı…
Belki de giden herkes uğurlanmaz.
Bazıları sadece gider.
Bazıları ise güzel bir sözle, bir dua ile, bir teşekkürle, bir “yolun açık olsun” cümlesiyle uğurlanır.
Ve bazı insanlar vardır ki onları uğurlamak, onlara değil kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
Çünkü bazen veda etmek, giden kişiye değil; geride kalan kalbimize söylenmiş bir cümledir:
“Artık bekleme. Yoluna devam et.”


Tolga TURAN

Aile & Evlilik

Danışmanı

İletişim; +90 505 526 68 17