Kurban Bayramı’nın ilk günü… Eğer bugün İdil’de bir bayramda olsaydım, sabahı sadece bir gün başlangıcı olarak değil, bir kültürün uyanışı olarak hissederdim.
İdil’de bayram sabahı erken başlar. Evlerde temizlik bir gün önce tamamlanır, bayram sabahı artık hazırlık değil, “karşılama” zamanıdır. Kadınlar evin içini düzenlerken, erkekler bayram namazı için hazırlanır, çocuklar ise yeni kıyafetlerini giyme heyecanıyla sabırsızlanır. Her evde ortak bir gelenek vardır: bayram temizliği sadece evi değil, gönlü de hazırlar.
Sokaklara çıktığımda en çok dikkatimi çeken şey kapıların açıklığı olurdu. İdil’de bayram günlerinde kapılar kapanmaz gibi olur. Kapı eşiği bir sınır değil, bir buluşma yeridir. Eve giren kişi beklemez, hemen buyur edilir. Çay çoğu zaman “ikram” değil, sohbetin başlangıcıdır. Kahve, özellikle büyükler için bir saygı göstergesi olarak sunulur.
İdil’in en güçlü geleneklerinden biri büyükleri ziyaret etme adabıdır. Bayramda önce aile büyükleri ziyaret edilir. Eller öpülür, dualar alınır. Bu sadece bir alışkanlık değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir saygı kültürüdür. Büyüklerin duası bayramın en kıymetli hediyesi sayılır.
Bir diğer önemli gelenek geniş akraba ziyaretleridir. Sadece çekirdek aile değil, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler tek tek ziyaret edilir. Bu ziyaretlerde çocuklar özellikle yanlarında götürülür çünkü bayram, sadece kutlama değil aynı zamanda aidiyet öğretisidir.
Mahalle kültürü de bayramın önemli bir parçasıdır. Komşular arasında ayrım yok gibidir. Bir evden çıkan diğerine girer. Bayramlaşma sadece “iyi bayramlar” demek değildir; gün boyunca süren bir ilişkiler zinciridir. Kapı önlerinde uzun sohbetler yapılır, eski günler konuşulur, bazen kayıplar bile hatırlanır.
Sofralar İdil’de gösterişli değildir ama güçlüdür. En çok paylaşılan şey yemek değil, hikâyedir. İçli köfte, et yemekleri, ev ekmekleri… Ama asıl değer, herkesin aynı sofrada bir araya gelmesidir. Sofrada sessizlik olmaz; sürekli bir anlatma ve dinleme hali vardır.
Çocuklar için bayram en canlı dönemdir. Sokaklar onların oyun alanıdır. Yeni kıyafetlerle dolaşmak, kapı kapı gezip el öpmek, verilen harçlıkları biriktirmek… Ama en önemlisi, çocukların toplumun içinde “görülme” duygusunu yaşamasıdır. Bu, onların hafızasında yıllarca kalan bir duygudur.
İdil’de bayramda en dikkat çeken şeylerden biri de zamanın farklı akmasıdır. Hiçbir ziyaret aceleye gelmez. Bir evde oturuluyorsa gerçekten oturulur. Sohbet yarıda kesilmez. Çünkü orada insanlar birbirine zaman ayırmayı değil, birlikte zamanı yaşamayı bilir.
Eğer İdil’de bir bayramda olsaydım, şunu daha net hissederdim:
Burada bayram sadece bir gün değil; bir kültürün, bir adabın ve bir yaşam biçiminin tekrar tekrar hatırlanmasıdır.
Kurban Bayramı’nın; komşuluğun unutulmadığı, büyüklerin saygıyla anıldığı, çocukların aidiyetle büyüdüğü günlere vesile olması dileğiyle…
İdil halkının Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Bayramınız; bereket, sağlık ve güçlü aile bağları getirsin.
İdil’de Bir Bayramda Olsaydım
YORUMLAR