Toplumda yaygın bir kanaat var:
Bir evlilikte kavga yoksa, her şey yolundadır.
Oysa saha deneyimi ve araştırmalar bize tam tersini söylüyor. Danışmanlık sürecine gelen birçok çift, yüksek sesli tartışmalar yaşamamış oluyor. Hakaret yok, büyük kriz yok. Ama ortak bir cümlede buluşuyorlar:
“Birbirimize yabancılaştık.”
Bu yabancılaşma çoğu zaman fark edilmez. Çünkü gürültü yoktur. Herkes görevini yapar, roller işler, hayat devam eder. Ancak evlilik dediğimiz yapı sadece düzenle değil, duygusal temasla ayakta kalır. Temas azaldığında, ilişki şeklen sürer ama içerik boşalmaya başlar.
İstatistikler, boşanma sürecine giren çiftlerin önemli bir kısmının ayrılıktan yıllar önce “duygusal kopukluk” yaşadığını ortaya koyuyor. Yani bitiş aniden olmaz; yavaş yavaş olur. Önce sohbetler azalır, sonra merak kaybolur, en sonunda da birlikte olmanın anlamı sorgulanır.
Bu noktada “idare ediyoruz” cümlesi devreye girer.
İdare etmek, çatışmayı geçici olarak azaltır ama ilişkiyi beslemez. Psikolojik çalışmalar, duygularını bastıran bireylerde zamanla tükenmişlik, içe çekilme ve duyarsızlaşma eğiliminin arttığını gösteriyor. Bu durum evlilikteki yakınlığı doğrudan etkiliyor.
Özellikle çocuklu ailelerde bu tablo daha kritik hâle geliyor. Araştırmalar, çocukların anne babalarının söylediklerinden çok, aralarındaki duygusal mesafeyi fark ettiğini gösteriyor. Sessiz ama mesafeli ilişkilerde büyüyen çocuklar, ileriki yaşamlarında sağlıklı bağ kurmakta zorlanabiliyor. Yani konuşulmayan sorunlar, sadece çifti değil, gelecek kuşağı da etkiliyor.
Sorunsuz görünen evliliklerin bir başka riski de şudur:
Duygusal paylaşım azaldıkça, bireyler anlaşılma ihtiyacını evin dışında karşılamaya daha açık hâle gelir. Bu her zaman somut bir ihanet değildir. Bazen sadece “orada biri beni anlıyor” hissidir. Ama bu his bile evliliğin bağlarını zayıflatmaya yeter.
Toplumda fedakârlık çoğu zaman susmakla karıştırılır. Oysa fedakârlık, ilişkinin yükünü birlikte taşımaktır; tek taraflı sessizlik değildir. Sürekli uyum sağlayan, alttan alan taraf zamanla kendini görünmez hissetmeye başlar. Bu da ilişkide gizli bir dengesizlik yaratır.
Araştırmalar şunu net biçimde ortaya koyuyor:
Sağlıklı evliliklerin ayırt edici özelliği kavgasızlık değil, iletişim becerisidir. Sorun yaşayan ama konuşabilen çiftlerin ilişki doyumu, sorun yokmuş gibi davranan çiftlere göre daha yüksektir.
Burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Biz sorun çıkmasın diye mi susuyoruz, yoksa gerçekten anlaşabildiğimiz için mi sakin bir evliliğimiz var?
Çünkü evlilikler çoğu zaman bağırarak değil, konuşmayarak yıpranır.
Ve en tehlikeli sorun, varlığı fark edilmeyen sorundur.
İlişkiyi ayakta tutan şey kusursuzluk değil; temas, merak ve samimiyettir.
Bunlar yoksa, düzen devam etse bile evlilik içten içe eksilmeye başlar.