26 Haziran 1992… Bazı tarihler vardır ki takvim yapraklarında sararıp solmaz. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, insanın yüreğinde ilk günkü kor ateşle, ilk günkü acısıyla yaşamaya devam eder. Benim için 26 Haziran, zamanın durduğu, kelimelerin kifayetsiz kaldığı işte öyle bir tarihtir. ​

Tam 34 yıl önce bugün... Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Tepeköy'de, terör örgütü PKK'nın masum insanların yoluna döşediği hain bir mayın, annem Hediye Baştuğ (32) ile birlikte Abdülkerim Özel (34), İbrahim Kartal (28),  Menice Kartal (16) şehit olmuştu. Abdulvahhap Kartal (54), Adila Kartal (57), Sadiye Özel (47), Ali Özel (51), Ayten Özel (51), Ablam Taybet Baştuğ’da yaralanmıştı. Aradan geçen 34 yıla rağmen katliam unutulmadı. dört masum canın hayatını söndürdüler ​O kara günde yalnızca dört insan toprağa düşmedi; dört ocağa birden kor ateşler düştü.

Çocukların çocukluğu, annelerin duası, babaların umudu o yolda toprağa gömüldü. Terör, kirli ve alçak yüzünü bir kez daha en masumlar üzerinden göstermişti. Çünkü terör; masumiyetin, vicdanın ve insanlığın bittiği yerdir.

​Soruyorum: Bir annenin, bir kadının ne suçu vardı? Eline silah almamıştı, kimseye kötülük etmemişti; tek derdi ailesi, çocukları ve yuvasıydı. Fakat insan hayatını hiçe sayan, merhametten nasibini almamış katiller, döşedikleri o mayınla sadece bedenleri parçalamadılar; geride kalanların ömrüne de tarifsiz, müebbet bir acı bıraktılar. ​Ben o gün yalnızca annemi kaybetmedim... "Anne" diyebileceğim en güvenli limanı kaybettim.

Üşüdüğümde üzerimi örtecek o şefkatli elleri, başımı yaslayacağım o eşsiz sığınğı, düştüğümde "Ben buradayım oğlum" diyecek o güven veren sesi kaybettim. ​Aradan onlarca yıl geçti. Büyüdüm, saçlarıma aklar düştü, hayatın yükünü omuzladım. Ama içimde, annesine doyamamış o küçük çocuk hiç büyümedi, hep o 26 Haziran sabahında takılı kaldı.

Her yılın bu gününde, içimdeki o çocuk yeniden yetim kalıyor. ​Sokakta annesinin elini sımsıkı tutan bir çocuk gördüğümde zaman duruyor, yüreğim yıllar öncesine savruluyor. Boğazıma düğümlenen o kesif hasretle içimden fısıldıyorum: “Ben de bir kez daha annemin kokusunu duyabilseydim... Bir kez daha sarılıp boynuna, dünyayı unutsaydım.” ​Bayramlar geliyor, geçiyor... Herkes annesinin elini öpüp duasını alırken, ben her bayram öksüzlüğümü yanıma alıp toprağına gözyaşlarımı bırakıyorum. Sen gideli yıllar oldu annem; ama ben hâlâ her kapı çalındığında içeri girecekmişsin gibi bekliyorum. Bir ses duysam dönüp bakıyorum...

Ama sen değilsin. Sana doyamadım anne... ​Seni bizden koparan o hain eller, sadece canını almadı; bizim geleceğimizi, hayallerimizi ve çocukluğumuzun en güzel anılarını da çaldı götürdü. Bugün hâlâ aynı acıyla nefes alıyor, aynı sönmeyen özlemle seni anıyoruz. O sabahın sessiz çığlığı, kulaklarımızda hâlâ ilk günkü gibi yankılanıyor.

Bir çocuğun annesiz büyümesinin, bu dinmeyen hasretin tarifi yok... ​Unutmadık, Unutmayacağız... ​Bugün, şehadetinin yıl dönümünde canım annem Hediye Baştuğ’u ve aynı saldırıda sivil katliamına kurban giden tüm masum vatandaşlarımızı rahmetle, minnetle ve dinmeyen bir özlemle anıyorum. ​Rabbim mekânlarını cennet, makamlarını âli eylesin. ​Sizleri unutmadık, asla unutmayacağız. Ruhun şad olsun güzel annem... Bir gün, o en büyük nizamda yeniden kavuşacağımız ümidiyle...