Yahudi Em manuel Karasu... Takvimler 1898 yılını gösterdiğinde, Filistin topraklarını talep eden Yahudi heyetinin bir azası olarak Sultan II. Abdülhamid Han’ın huzuruna çıkmıştı. Sultan, bu hadsiz talebi işitince Karasu ve heyetini huzurundan şiddetle kovdu. Saraydan kovulurken Karasu, Yıldız Sarayı’nın Başmabeyincisi Tahsin Paşa’nın kulağına o meşhur ve karanlık vaadini fısıldadı: "Buraya bir kez daha geleceğim; lakin bu seferki rolüm şimdikinden çok farklı olacak!" Ve yıllar sonra... Kehanet yerini buldu. Karasu, Sultan Abdülhamid’e hal’ edildiğini (tahttan indirildiğini) tebliğ eden heyetin içinde tekrar saraya döndü. Üstelik bu sefer sözcü oydu. Kendisini huzurundan kovan Sultan’dan intikam alırcasına, büyük bir küstahlıkla o meşum cümleyi kurdu: "Millet seni azletti!" Bu söz, Sultan Abdülhamid’in yüreğine saplanan en derin hançerdi. Ulu Hakan, büyük bir teessür ve ileri görüşlülükle tarihe şu notu düştü: "Ah! Bu millet, kendisini nelerin beklediğini bir bilse..." Em manuel Karasu, on yıldan kısa bir sürede suretini değiştirmeyi başarmıştı: Yahudi davasına hizmet eden bir neferden; hürriyet, demokrasi ve eşitlik türküleri söyleyen "ilerici ve aydın" bir figüre dönüşüverdi. Aslen İspanya’dan kovulduklarında Osmanlı’nın kucak açtığı Endülüs Yahudilerinden olan bu Selanikli avukat, aslında Masonluğun Makedonya kolu olan "Resurrected" locasının üstad-ı azamıydı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gölgesi altında siyaset sahnesine sızdı ve Selanik mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a girdi. Sultan Abdülhamid azledildikten sonra, kasıtlı bir tercihle Yahudi nüfusun ve masonik hareketlerin kalesi sayılan Selanik’e sürgün edildi. Kaderin cilvesine bakın ki; koca Sultan, ömrü boyunca Yahudi emellerine karşı dimdik durduğu halde, Selanik’te Alatini isimli bir Yahudi’ye ait köşkte mecburi ikamete mahkûm edildi. Bu sürgün, bir dinlenme değil; bir aşağılama süreciydi. Sultan ve ailesinin Alatini Köşkü’ndeki çilesinden bazı manzaralar şöyledir: Sofradaki Sefalet: Kendisine sunulan yemek, tadı bozuk, kuru bir pirinç pilavı ve bir miktar yoğurttan ibaretti. Üstelik bir Sultan’a ve ailesine kaşık, çatal dahi çok görülmüş; yemeği elleriyle yemeye mecbur bırakılmışlardı. Karanlığa Mahkûmiyet: Aydınlatma, cılız mumlarla sağlanıyordu. Mumlar bittiğinde ise yenilerinin gelmesi için günlerce karanlıkta bekletiliyorlardı. Osmanlı hânedanı, yüzyıllar evvel Endülüs’ten kurtarıp himaye ettikleri o topluluğun torunlarından birinin, gün gelip kendi hilafetlerini yıkacağını elbet tahmin edemezdi. Lakin tarih; ihanetin, sinsiliğin ve ahde vefasızlığın örnekleriyle doludur. Bir Hatırlatma: Tarih, çocuklar uyusun diye anlatılan bir masal değil; erler uyansın, kendine gelsin ve hazırlansın diye tutulan bir aynadır. Okumanı bitirdiysen Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) salat ve selam getir. Tercüme : Abdülhamid Doğan. Selam ve Dua ile Abdulselam Gulec Twitter @GulecAbdulselam