Günlerdir kahvehanelerde, sokak aralarında, esnaf dükkânlarında dillendirilen isimlerin neredeyse birebir kadroya alınması, mülakatın bir formalite olduğunu göstermiştir. Bu tablo, liyakat ilkesinin açıkça hiçe sayıldığını ortaya koymaktadır. Daha önce iddia olarak anılan durumlar, açıklanan listeyle netleşmiştir.

Yayımlanan liste incelendiğinde, kamuoyunda dile getirilen bazı akrabalık ilişkileri ve yerel çevrelerle yakınlığı olduğu konuşulan isimlerin kadroda yer alması, sürecin tarafsızlığına dair soru işaretlerini artırmıştır. Eğer kamu kadroları bu şekilde dağıtılıyorsa, ortada ne adalet vardır ne de ahlaklı bir yönetim anlayışı. Bu durum yalnızca işe alınamayan gençlerin değil, bütün bir ilçenin onurunu zedelemektedir.

Bir kamu kurumunda işe alımın tek ölçütü liyakat olmalıdır. Bilgi, tecrübe, yeterlilik… Bunlar yerine akrabalık, yakınlık ve sadakat esas alınıyorsa, bu açık bir yönetim zaafıdır. Belediye kadroları, belli bir çevreyi memnun etme aracı değildir. O kadrolar halkın vergileriyle finanse edilir ve halka hizmet etmek için vardır.

İdil yaklaşık 80 yıllık bir ilçe. Ancak bugün mahalle aralarında araçla ilerlemek neredeyse imkânsız. Yürürken bile çukurlara düşmemek için mücadele ediyoruz. Üstyapı yok denecek kadar yetersiz. Altyapı deseniz yıllardır çözülmeyen kronik bir sorun. Yağmur yağdığında sokaklar göle dönüyor. Özellikle Turgut Özal Mahallesi’ne çukurlar nedeniyle girmek adeta cesaret istiyor.

Sormak gerekiyor:

Seçildiği günden bu yana ilçede gözle görülür hangi hizmet yapılmıştır?

Hangi altyapı projesi tamamlanmıştır?

Hangi mahallede kalıcı ve somut bir iyileştirme sağlanmıştır?

Ortada hizmet üretmeyen bir tablo varken, gündemin torpil iddialarıyla dolu olması tesadüf değildir. Çünkü yönetim enerjisini hizmete değil, kadro paylaşımına harcıyor görüntüsü vermektedir.

İlçede uzun yıllardır yönetimde etkili olan DEM Parti çizgisindeki tercihlerin sonuçları da artık açıkça sorgulanmaktadır. Ancak mesele sadece parti meselesi değildir. Yanlış tercihin bedelini siyasetçiler değil, çamurlu sokaklarda yürümek zorunda kalan İdil halkı ödüyor.

Bir diğer önemli soru da şudur: İdil’i yönetecek bir İdilli yok mu?

Her seçim döneminde dışarıdan aday ithal edilmesi artık ilçenin kronikleşmiş sorunu haline gelmiştir. Mehmet Muhdi Arslan’ın Kızıltepe’den, Nevin Girasun’un Cizre’den, Türkan Kayır’ın yurt dışından gelmesi üzerinden yapılan tartışmalar boşuna değildir. İdil’i İdil’de yaşayanlar kadar kim tanıyabilir? Yerel aidiyet yoksa, yerel sorumluluk da yoktur.

Kamu yönetiminde en büyük sermaye güvendir. Torpille işe alımlar, açıklanmayan mülakat kriterleri ve objektif olmayan sonuçlar bu güveni yerle bir etti. Belediye kadroları kişisel ilişkiler üzerinden dağıtılacak imkân alanları değildir. Bu anlayış devam ederse, halk ile yönetim arasındaki mesafe daha da açılacaktır.

Belediyecilik; dar bir çevreyi memnun etme sanatı değil, bütün ilçeye eşit ve onurlu hizmet götürme sorumluluğudur.

İdil halkı torpil söylentileriyle anılan kadrolar değil, emeğin ve ehliyetin esas alındığı bir yönetim istiyor. Adalet, liyakat ve gözle görülür icraat bekliyor.